Giriş
Sony’nin kulaklıklarda üst seviyeye dönüş hareketi içerisinde 2018 yılında signature series kapsamında çıkardığı IER-Z1R, benim takip ettiğim kadarıyla ilk çıktığında heyecanla karşılanmış, sonrasında piyasada çok sözü edilmez hale gelmiş bir kulaklık idi. Ancak son zamanlarda tekrardan sıkça kendisinden bahsettirmeye başladığını görüyorum. Gerçi son zamanlarda gözüme çokça çarpmaya başlamış olması, kulaklıkla uzun zamandır ilgilenmekte olduğum ve şimdi ise kulaklığa sahip olduğum için algıda seçicilik oluşması nedeniyle de olabilir. Artık yaşlı sayılabilecek bir model olmasına rağmen güncel üst seviye kulaklık karşılaştırmalarında sıkça versuslara dahil edilen, diğer kulaklıklara karşı benchmark olarak kullanılan bir kulaklık ve Mayıs 2022 itibariyle Sony’nin kulak içi amiral gemisi pozisyonunu korumakta.
Özet
Artılar: Yapısal kalite, estetik, genel olarak ses performansı, zengin kutu içeriği
Eksiler: Büyük ve ağır, kulağa oturma problemi olası
Sony ile herhangi bir bağım bulunmamaktadır, kulaklığı satın alma yoluyla edindim.
Teknik Detaylar
Kulaklık alışılmışın oldukça dışında bir sürücü yapısına sahip. Baslar ve midler büyük bir dinamik sürücüden geliyor, tizler bir adet Sony üretimi dengeli sürücüye emanet, üst tizler için ise bir adet daha dinamik sürücü kullanılmış. Gövde zirkonyum alaşım, kablo bağlantısı ise MMCX. 40 ohm dirence sahip kulaklıklar, 3HZ-100kHz arası frekansta ses üretiyor.
Kutu İçeriği
Kutu bir mücevher kutusu gibi kübik bir yapıda ve çekmeceleri var. Kutu içeriğinde 7 farklı boyda silikon uçlar, 6 farklı boyda triple comfort denen kopuk uçlar, 3.5 mm ve 4.4 mm sonlandırmalı kablolar, taşıma kılıfı, temizleme bezi, kablo klipsi ve dokümantasyon bulunuyor. Çok sayıdaki uçlar ile kulaklığın fiziksel yapısının elverdiği en iyi fit’i yakalamanız garanti edilmiş durumda. Kutunun hem içerik zenginliği hem de dizaynı doyurucu bir deneyim yaşatıyor.

Yapı
Yukarıda belirttiğim üzere zirkonyum alaşımdan mamül kulaklıkların dışa bakan yüzeyleri CNC işlemesi şeklinde bir desen ile, ışığı yansıtır şekilde tasarlanmış. Gövdeyle eşleşen bu parlak yüz aynaları kulaklığa bir mücevher görünümü kazandırıyor. 2 dinamik sürücünün sığdırılabilmesi için çap olarak çok büyük olmayan kulaklıklar gövde boyu olarak uzun tutulmuşlar ve metal yapıları nedeniyle ağırlar. Diğer yönden ağır ve oturaklı kulaklıklar her haliyle yoğun bir sağlamlık hissiyatı veriyor.
Kulaklıkla birlikte gelen kablolar, saf bakır, mikrofoniğe yol açmayan, kulaklığın rengiyle uyumlu hafif parlak gri kumaş kaplı kablolar. Oldukça pozitif bir özellik olarak, bence bu kablo kulaklığın genel kalitesine yaraşır, kullanıcısını daha iyi bir after-market kablo aratmayacak bir ayarda. Elbette artık binlerce dolarlık fiyata sahip kablolarin normal kabul edildigi after market kablo pazarinda, bu kulaklığı geliştirecek kablolar bulmak mümkün olsa da günümüzde azımsanmayacak miktarda rast gelinen, binlerce dolarlık kulaklıklardan çıkan çöp kablolar göz önünde bulundurulduğunda, paketin genel değerini yükselten bir yön seçmiş kendine Sony. Kablo için söylenebilecek tek eksi, kulak kancalarının kulağı tam sarmıyor ve kulaklıkları askıya alamıyor oluşu, bu da ağır kulaklıkların zamanla fit’i kaybetmesine yol açabiliyor.

Ses
Kulaklığın sesinde ilk olarak kulağa çarpan iki özellik sahne genişliği ve bas. IEMlerde kolaylıkla karşılaşılmayacak, neredeyse açık arkalı kafa üstü kulaklıklarla aşık atacak genişlik ve ferahlıkta bir sahne var. Pozisyonlama ve katmanlama bu sahne içerisine ustalıkla yerleşiyor. Sahne sadece yanlara doğru açık da değil. Ses her yerde, öne ve arkaya doğru derinliği de var, sağa ve sola genişliği de var, insanı bir ses küresi içerisine alan, daha da doğrusu sizi koca bir konser salonunun ortasında konuşlandıran bir sunum veriyor kulaklıklar.
Bas ise hem sub-bass hem mid-bass olarak yüksek ve sönümlenmesi tadını kaçırmayacak şekilde ayarlanmış uzunlukta, gümbürdeyen ancak detayları örtmeyen, dokusu çok organik, harika bir bas. Bir kulaklıkta bas için isteyeceğiniz paketteki her kutuyu tikleyecek bir kulaklık IER-Z1R. Bateri kicklerini gerçek anlamda hissettirecek vuruculuğa sahip. İlk dinlemede kulaklıkta dikkatinizi yakalayacak ilk özellik kesinlikle bas olacaktır. Diğer frekansları ezip geçmemeyi başarırken varlığını her zaman güçlü şekilde hissettirebilen, ben buradayım diyen baslar var burada.
Mid frekanslar biraz geriliyor ve özellikle erkek vokaller biraz güçsüz kalabiliyor. Cipher olmayan stok kablolu Audeze LCDi-4 gibi “mid mi? o da ne?” seviyesinde bir düşme yok ancak bas ve tiz ile karşılaştırdığımda kulaklığı V-shaped olarak tanımlamama da yetecek kadar geride midler. Bu frekanslar özellikle güçsüz kaynaklarda iyice geriliyor ancak güçlü kaynaklarda rahatsız edici bir eksiklik yok. Yine de IER-Z1R’yi hak ettiği, yüksek seviye kaynaklar ile kullanmak elzem, yoksa kulaklığa yazık etmiş olursunuz.
Tizler de bas kadar olmasa da çok iyi. Kulağı rahatsız edecek kadar parlak değil ancak havadar, pırıltısı ve uzatımı yerinde, gümbürdeyen basın altında kalmadan kendini duyurabilen, detaylı tizler var.
Frekanslar birbirleriyle oldukça uyum içerinde ve normalde gerçek dışı gelecek kadar geniş bir sahne içerisinde bu uyum kulaklığın doğru tınılaması ile birleşince gerçekçi, eğlenceli, bütün müzik arşivinizi tekrar bu kulaklıkla dinlemenizi istetecek bir kompozisyon ortaya çıkıyor.
Daha çok Astell’n Kern AK240 ve SP2000 SS ile, Effect Audio’nun AK müzikçalarlar için ürettiği 4.4 mm adaptorünü kullanarak dengeli çıkış üzerinden dinliyorum bu kulaklığı. Kullandığım bir çok “zamanının üst seviyesi” kulaklıkla karşılaştırdığımda, AK240 ile SP2000 arasındanki jenerasyon farkını bunun kadar ortaya çıkaran başka bir kulaklığım yok. Kendisi eskise de yeni jenerasyon güçlü kaynaklar ile iyileşmeye devam ediyor bu kulaklık. Bu da halen ortaya çıkabilecek potansiyeli olduğu fikriyle beni heyecanlandırıyor.

Nostalji, Romantizm ve “Fanboyluk”
Burada artık objektif olmaya çalışmayı tamamen bir yana bırakarak, biraz muhabbet etmek istiyorum. Benim müzik zevkimin oturmaya başladığı, kendi seçimlerimi yaparak yeni sanatçıları keşfetmeye başladığım zamanlar, yani orta okul sonları ve lise başlarında, 13-15 yaşlarım diyelim, dijital müzik formatları ve geniş bant ınternet mevcut değildi, hatta evlere 56k internet bağlantısı bile başlamamıştı. İşler kaset üzerinden ilerlerdi ve işporta işi dışında iki Walkman markası vardı: Sony ve Aiwa. Piyasada Aiwa’nın dijital kontrollü modelleri yoğunluktayken (dijital derken saat ekranı gibi tek satır siyah LDC ekran ve radio kanallarını kaydedebileceğiniz 6 tus) Sony’nin daha uygun fiyatlı, manuel versiyonları bulunuyordu. Hem de Sony’nin daha bilinir olması, hem daha çok hem de daha uygun fiyatlı modellerinin olması ve Aiwa’nın bana her zaman Arapça’yı çağrıştırması nedeniyle markaya ısınamamış olmam sonucu, benim ilk walkmanım Sony olmuştu.
Okula belediye otobüsüyle gidiş geliş günlük ortalama 2.5 saat sürerdi, bu yol ancak ve ancak 3 saat pil ömrü olan, mega bass’li walkmanimle çekilir hale geliyordu. Walkmanle birlikte gelen ear-budlar (o zamanlar kulak içi kulaklık diye bir şey yoktu, arada turbo mod gibi ear budları kulağıma bastırır, bu şekilde ses daha derin, daha yoğun duyulduğu için of böyle bir kulaklık olsa keşke diye düşünürdüm) elbetteki 6 ay sonrasında tek taraftan çalışmazlık etmeye başlamıştı, yerine walkmanı aldığım bölgedeki elektronikçilerden yeni ear-budlar aramıştım. Sony kulaklık istediğimde orijinal mi olsun diye özellikle sorarlardı. Orijinal olsun derdim tabi ama genelde 4-6 ay ömürlü bu ear-budların hiç bir zaman orijinal olduğunu düşünmüyorum, kabı kutusu olmazdı kulaklıkların. Bir kolide içinde onlarcası duranlardan birini verirlerdi. Bazen iyi bir lota denk gelirdim, çok memnum kalırdım, bir sonraki aldığım ise cılız, güçsüz, kötü çıkardı.
Daha sonrasında üniversitede ciklet pilli, tam dijital üst seviye bir walkmanını edindim Sony’nin. Kablodan kumandalı pek atraktif bir cihazdı WM-GX688. Üniversite yıllarının sonuna doğru ve sonrasında Sony’nin biri üst seviye sayılabilecek 2 discmaninden sonra Sony’yi, hem mp3’ün yaygınlaşması hem de geniş bant internetin gelmesi ile Ipod Nano 2nd Gen ile aldatmaya başladım. Yıllar içinde Ipod Mini Ipod Classic 6th Gen’e, Ipod Classic Astell&Kern Ak240’a, AK240 işe SP2000’e döndü. Sony ilk göz ağrım olmasına rağmen, uzun yıllar boyunca geride bırakılmış, daha iyi alternatifleri bulunmuş, artık eskisi kadar değerli ve önemli görmediğim bir konumda kaldı. 2018de Z1R çıkar çıkmaz bir ara alacağım diye karar vermiştim ancak yıllar boyunca hem bütçe ayıramadım, en son 2021 başlarında artık alayım demişken Sennheiser IE900 duyuruldu ve dünyaca içinden geçmekte olduğumuz salgın ortamının getirebileceği iş düzensizliği olasılığı da işin içine girince Z1R’yi IE900 için tekrar ertelemiştim.
Bu kadar zaman sonra, sonunda kulaklığı alıp kulağıma takmamla birlikte, artık markanın yukarıda anlattığım hikayesine bağlı nostaljinin hissinin mi getirisidir bilmiyorum ama o lisedeki otobüs yolculuklarında, sevdiğim bir grubun albümünü iyi lottan denk gelen ear-budları kulağıma bastırıp dinlerken aldığım keyfi tekrar tattım, sanki çok uzun yıllar boyunca uzak kaldıktan sonra evime dönmüşüm gibi hissettim. 2018den bu yana 4 sene boyunca bu kulaklığı dinlemeden geçen 4 yılıma üzülmekten başka bir şey gelmiyor şimdi elimden. Keşke çıkar çıkmaz alsaymışım.